Akdağ, Hekimevinde sağlık muhabirleriyle bir araya geldiği basın toplantısında, soruları yanıtladı.
CHP'nin Tam Gün Yasasının iptalini istediği anımsatılıp, ''Sağlıkta insan kaynağının artırılması için muhalefete yaptığı çağrının karşılık bulacağına inanıp inanmadığı?'' sorusu üzerine Akdağ, ''İnanıyorum. Muhalefet ülkenin yararına olan bir işte niçin destek vermesin? CHP Tam Gün Yasasını Anayasa Mahkemesine götürmekle büyük hata etmiştir. Bana göre bu hatalarını daha sonra anladılar. Zaten mahcubiyetlerinden sizin de fark etmeniz lazım'' diye konuştu.
Referandum öncesi CHP'ye bu konuda yönelttiği sorulara ilişkin, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu'nun ''ayaküstü mahcup bir açıklaması dışında'' hiç bir ses çıkmadığını ifade eden Akdağ, ''Çünkü halkın yararına bir iş yapıyoruz, adında halk olan bir parti bunu Anayasa Mahkemesine götürüyor. Birtakım lobilerin etkisiyle hukuki mesnedi de bilinmeksizin önüne geçilmeye çalışılıyor'' şeklinde konuştu.
Anayasa Mahkemesinin hala iptal gerekçesini yazmadığına işaret eden Akdağ, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Bu gerekçenin bir an önce yazılması lazım, çünkü biz bu gerekçeye göre yeni düzenlemeler yapacağız, gerekirse yeni kanuni düzenlemeler yapacağız. Vatandaşımızın anasını, babasını, dedesini, nenesini, kız kardeşini sırtında muayenehanelere çıkarma dönemi artık bitmiştir. Buna tahammül edemeyiz. Anayasasında 'sosyal devlet' yazılı bir ülkede böyle bir düzen kabul edilemez. Bu düzen değişmiştir, değişecektir.''
Sağlık Bakanlığının hastanelerinde uzman hekimlerin yüzde 92'sinin tam gün çalıştığını belirten Akdağ, şubattan itibaren üniversite hastanelerinde özel muayene ve ameliyat ücreti alınamayacağını hatırlattı. ''Bu sistemi tarihin çöplüğüne göndermek zorundayız'' ifadesini kullanan Akdağ, bunun hem doktorlara hem de sisteme haksızlık olduğunu söyledi.
Geri kalan yüzde 8'lik kısmı da önemli bulduklarını, bunların içinde kadın doğumcuların bulunduğunu bildiren Akdağ, şunları kaydetti:
''Annelerimizin, hamilelerin, ciddi kadın hastalığı olanların muayenehanelere taşınmasına razı değiliz. Bu hususta da bize hamileler, kadınlar destek vermelidir. Bütün kadın örgütlerine de sesleniyorum; bugüne kadar hiç bir destek görmedik. Enterasandır, yani vatandaşın, kadınların hukukunu korumak sadece Sağlık Bakanlığının, hükümetin işi değil ki. Bir çok konuda seslerini yükseltiyorlar, bu konuda da cesurca yükseltmeliler. Bu ülkede yaşayan bir kadın, hastalığını tedavi ettirmek için muayenehaneye gitmeye mecbur mudur? Biz nelerle karşılaştık? Hastanedeki bir ultrason cihazını 'çalıştıramıyorum' diyen bir kişi muayenehanede ultrason çalıştırıyorsa bunu kabul eder misiniz? Onun için bu hususta biz kararlıyız. CHP bu kanunu Anayasa Mahkemesine götürmekle hata etmiştir. Hem siyasi, hem de vicdani olarak hata yaptılar. Bundan da dönsünler. Onun için destek verilmesi gereken yerde aynı hataları tekrarlamayacaklarını ümit ediyorum doğrusu.''
-''ŞU KARTI AL DA MUAYENEHANEME GEL DEDE DÖNEMİ BİTTİ''-
''Anayasa Mahkemesi kararına rağmen muayenehanelerin kapatılması konusundaki yasal engeli nasıl aşacaksınız?'' sorusuna karşılık da Akdağ, bu konuda Anayasa Mahkemesinin gerekçesini beklediklerini yineledi.
Anayasa Mahkemesinin gerekçe yazmadan bir karar açıklamasının Anayasaya aykırı olduğunu, bu yanlışın uzun bir süredir tekrarlandığını, sadece Tam Gün Yasasında değil, başka yasalarda da bu yanlışın yapıldığını ifade eden Akdağ, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Ama madem bu yanlış yapılıyor, bu yanlış uzun süre devam etmesin de gerekçe açıklansın. Yürütmeyi durdurma verdiğine göre mahkeme, zaten herhalde kafasında bir takım gerekçeler vardır. O zaman bu açıklansın, biz de yolumuzu, ne yapacağımızı bilelim. Çünkü bu 73 milyon vatandaşı ilgilendiren bir şey. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi net biçimde 'devlette ya da üniversite hastanelerinde çalışanların muayenehaneleri olabilir, bunlar serbest çalışabilir' hükmünü yazarsa, bunu yazdığını varsayalım, elbette bunu hukukçularımızla konuşacağız. Sonuçta böyle bir durum olsa bile şunu vurguluyorum, bunun anlamı, (Ben devletin ya da üniversitenin hastanesinde aynı zamanda bir özel hastanede çalışıyorum ya da muayenehanem var, hastayı buradan alır, oraya götürür ya da muayenehaneye gelirsen sana hizmet veririm şeklinde bir uygulama yaparım' demek değildir. Başka kanunlar da, uygulamalar da var ve bunlar hem etik hem de kanunu açıdan bu şekilde gerçekleştirilemez. Sonuçta 'kamuda çalışan bir hekimin muayenehanesi açık olacak' diye bir karar çıksa bile biz bu ilişkiyi koparmaya kararlıyız. Devlette çalışırken muayenehaneniz olabilir veya özel hastanede çalışıyor olabilirsiniz, ama hastanızla orası arasındaki ilişkiye asla müsaade etmeyeceğiz, bu şartlar altında açacaksanız açın. Bu işi çok sıkı takip edeceğiz yani. 'Şu kartı al da muayenehaneme gel' deme dönemi bizim kafamızda bitmiştir.'' diyebilirsiniz. Bu görev, büyük ölçüde üniversitelerin, yükseköğretim kurumlarının yani dolayısıyla YÖK'ündür.
Bizim ilk 5-6 sene, hatta şu son YÖK yönetimine kadar karşımızda 'tam bir sağır duvar' duruyordu. Her teşebbüsümüz, randevu talebimiz dahi sonuçsuzsuz kalıyordu. O günkü YÖK yönetimi, birazda belki meslek örgütünün etkisiyle tıp fakültesi ve hemşirelik fakültelerinin öğrenci sayılarını asla artırmadı. Yılda 4 bin 500 tıp fakültesi öğrencisi alınıyordu. Son YÖK yönetimi ile bu konuları konuşabildik, anlatabildik. Devlet Planlama ile birlikte de çalıştık.
Bu sene 7 bin 500 civarında tıp fakültesine öğrenci alınacak. Bu öğrenci sayısının mutlaka 10 binin üzerine çıkması lazım. Hemşirelikte de bu böyle. Bu şekilde 2023'e kadar Türkiye'deki doktor, hemşire ve benzeri diğer sağlık çalışanlarında ihtiyacı karşılayabilelim.''
Akdağ, bir uzman hekimin hiç kaybı olmadan 11-12 sene içinde yetiştiğine işaret etti ve bu sıkıntının biraz daha yaşanacağını söyledi.
Sağlık iş kolunda öğrenim gören kişilerin Türkiye'de işsizlik diye bir problemi olmadığını da belirten Akdağ, ''Farklı alanlarda eğitim görenlerin iş bulamaması olabilir ama, bir hemşirenin, fizyoterapistin, doktorun ülkemizde iş bulamaması gibi bir durum yok. Çok az sayıda değerli meslektaş, (devlet hizmeti yükümlülüğü olmayanları kastediyorum) 'ben Doğu'da, Güneydoğu'da çalışmam' diyorsa, kamu açısından belki iş bulamayanlar onlardır'' diye konuştu.
Akdağ, bunun sadece Sağlık Bakanlığının ve AK Parti hükümetinin sorunu olmadığını ifade ederek, bu ihtiyacın giderilmesinde hep beraber çalışılması gerektiğini vurguladı.
-''EĞİTİM KALİTESİ DÜŞÜK DOKTORLARIN GELMESİ SÖZ KONUSU OLAMAZ''
Yabancı doktorların Türkiye'de çalışıp çalışmayacağına ilişkin tartışmalarla ilgili de değerlendirmede bulunan Akdağ, şunları kaydetti:
''Yabancı doktor Türkiye'de gelsin çalışsın... Bu hep başka bir tarafa çekiliyor. Çok açık olarak ifade ediyorum, Türkiye'de yabancı doktorlar, yabancı uyruklu sağlık çalışanları ihtiyacımız olan alanlarda mutlaka çalışmalıdır. Bunun önünü açmalıyız. Bunun için kanun yapmak durumundayız. Bunun için de muhalefet bize destek vermelidir.
Bu konunun, milliyetçilikle ya da milli değerlerle çatışır bir tarafı yoktur. Çünkü, sonuçta kendi milletimize hizmet edeceğiz. İşin saptırılan yönü nedir? 'Türkçe bilmeyen doktor nasıl hizmet verecek?' Elbette, Türkçe bilmeyen doktorun Türkiye'de çalışmasına müsaade etmeyeceğiz. Böyle bir kanun yaparsak, bunun kanuna da net olarak yazacağız zaten.
'Türkiye'ye gelen doktorların kalitesi düşük olmaz mı?' soruları geliyor. Neden düşük olsun? Bir defa denklik diye bir şey var. Bir Türk vatandaşı da dışarıda tıp eğitimi görmüş olsa bu denklikten geçmeden, YÖK'ün süzgecinden geçmeden Türkiye'de doktorluk yapamaz. Bu, yabancı uyruklular için de böyle olacaktır, böyle olmak da zorunda. Dolayısıyla, eğitim kalitesi düşük ya da Türkçe bilmeyen doktorların gelmesi söz konusu olamaz.''
Yabancı uyruklu doktorların Türkiye'de hizmet vermesinin de hekim ihtiyacının karşılanmasına tek başına ''derman'' olamayacağını ifade eden Akdağ, ''Kısa vadede sadece küçük bir katkı verebilir. Asıl olan tıp fakültesi, hemşire, fizyoterapist gibi öğrenci sayılarının üniversitelerimizde artırılmasıdır'' dedi.
Akdağ, kaliteden taviz verilmesinin de mümkün olmadığını vurgulayarak, ''Türkiye'de bir tıp fakültesi öğretim üyesi başına 3,9 öğrenci düşerken, bu rakam Fransa'da 11, İtalya'da 15, Almanya'da 20 civarındadır. Demek ki, biz aslında Türkiye'de öğrenci yetiştirebilecek durumdayız. Yeter ki meslek örgütlerinin karşı çıkması altında kalınmasın. Muhalefetle iktidar el ele verip bu hususta kanunumuzu yapalım'' diye konuştu.
1928'de konulan bu yasağın niçin gerekli görüldüğünü anlamanın zor olduğunu ifade eden Akdağ, çok sayıda Türk hekimin yurt dışında çalışabildiğine işaret etti. Akdağ, ''Peki neden Avrupalılar, Amerikalılar ya da başkaları Türkiye'de hekimlik yapamaz. Neden Türk üniversitelerinde eğitim görmüş olan bir Suriyeli, Iraklı, Filistinli, Sudanlı ya da Azeri kardeşimiz Türkiye'de hekimlik yapamaz? Üstelik bunların çoğu Türk üniversitelerinde okumuş ve diploma almışlar. Yani 2010 yılında böyle bir şey olur mu?'' ifadesini kullandı.
Diğer ülkelerde bu tür bir yasak bulunmadığına dikkati çeken Akdağ, denklik ve dil gibi şartları yerine getiren yabancıların bu ülkelerde doktorluk yapabildiğini söyledi. Akdağ, ''Biz neden başkalarının Türkiye'de doktorluk yapmasına engel olalım? Hep beyin göçünden söz etmiyor muyuz? O zaman dışarıda yetişmiş bir beyni de Türkiye'ye getirmek neden yanlış olsun? Bu çok akılcı, insanımızın yararına bir şeydir'' dedi.
Akdağ, meslek örgütü taassubuyla hareket edemeyeceklerini, halkı düşünmek zorunda olduklarını belirtti.
Bir başka soru üzerine, kanunun hazırlıklarını yapıp yakın bir zamanda TBMM'ye sevk edeceklerini, çok fazla sayıda hekimin gelmesini de beklemediklerini söyledi.
Bu tartışmalar ortaya çıktığında Avrupa'dan ABD'den hekimlerin kendilerini aradığını anlatan Akdağ, ancak en önemli konunun tıp fakültelerindeki öğrenci sayısının artırılması olduğunu, yabancı hekim meselesinin buna ancak destek niteliği taşıdığını, meseleyi tek başına çözme yolu olmadığını belirtti.
''Yabancı doktorlarla ilgili özellikle Filistin, Suriye gibi ülkelerin isimlerini verdiniz. ABD ve Batı ülkelerinden var mı?'' sorusu üzerine Akdağ, ''Yanlış anladınız söylediğimi. Filistin, Irak, Suriye, Sudan gibi ülkelerden Türkiye'de diploma almış olan çok sayıda doktor var. Hacettepe, Gazi, Çapa, Cerrahpaşa'da, Türkiye'nin en köklü üniversitelerinde okumuş, asistan olmuş, uzman olmuş kişiler var. Bu ülkelerin örneğini o yüzden verdim. Elbette Avrupa'dan da dünyanın en gelişmiş ülkelerinden de hekimler Türkiye'de gelip çalışacaktır. Bundan eminiz, hiç tereddütümüz yok'' diye konuştu.
Yabancı doktorlarla ilgili düzenleme yapılırken muhalefetle anlaşmaları gerektiğini, bunun torba yasaya konulması halinde yasanın tartışmasının odağına bu düzenlemenin konulması ihtimali bulunduğunu ifade eden Akdağ, ''Bunu muhalefetle görüşeceğim, 'evet' demeliler. Bu konuda muhalefet partilerini ziyaret etmeyi düşünüyorum'' dedi.
-ABD'DEN KANSER HASTALARINA YAPILAN ''KOBAYLIK'' ÇAĞRISI-
ABD'deki bir sağlık merkezinden Türkiye'deki kanser hastalarına yapılan ''kobaylık'' çağrısıyla ilgili haberlerin anımsatılması üzerine Akdağ, bu haberleri görmediğini, ancak özellikle kanser başta olmak üzere yeni ilaçlar geliştirilirken belli aşamalardan ve testlerden geçen ilaçların insanlarda kullanılması için, bu kişilerin izninin gerekli olduğunu bildirdi.
''Kobaylık'' ifadesinin doğru olmadığını, bunun deney hayvanları için kullanıldığını vurgulayan Akdağ, bütün ilaç araştırmalarında, belli bir safhadan sonra gönüllülerden ya da tedaviye cevap vermeyen hastalardan tıp etiği dikkate alınarak yararlanılabildiğini vurguladı. Akdağ, ''Ama işin etik kurul ve ahlaki tarafı çok dikkatle gözden geçirilmeli'' dedi.
Klinik Araştırmalar Yönetmeliğinin etik kurullarla ilgili hükümlerinin Danıştay tarafından iptal edildiği hatırlatılarak, ''Bu konuda bir yasal düzenlemeye gidilip gidilmeyeceği'' sorusuna da Akdağ, ''Bu konuda bir yasal düzenleme, bir torba yasa hazırlığımız var. Meclisin trafiği çok kalabalık. Burada da tabip örgütü büyük bir hata yaptı, kendileri de muhtemelen bu yaptıkları işten hoşnut olmadılar'' yanıtını verdi.
Bu konuda Danıştay'ı eleştiren Akdağ, ''Danıştay'ın icranın içine karışması bir ülkede son derece yanlıştır. Verilen kararlar hukukun şekli taraflarını ilgilendiren kararlar olmayıp tamamen yerindelik kararları oluyor ve bu çok yanlıştır'' dedi.
İlaç kullanımıyla ilgili çok sayıda bilim adamının verdiği kararın, bir bilirkişiye sorularak bozulduğuna işaret eden Akdağ, ''Türkiye idare hukukunun bu garip kararlarından kurtulmalıdır. İdare hukuku yasalarda bir yanlış var mı bunun üstünde durmalıdır. Hukukun yerindelik kararı vermeye başladığı yerde demokrasi, bilim rafa kalkmış demektir. Söylediğiniz kararda da bu var. Danıştay neden etik kurullarla ilgili böyle bir iptal kararı versin ki?'' diye konuştu.
Akdağ, bununla ilgili 1-2 maddeyi de bir torba yasaya koymayı planladıklarını bildirdi.
Yeşil kartlıların özel sağlık kuruluşlarından acil sağlık hizmeti almaları konusundaki bir soru üzerine de Akdağ, acil hasta tanımının ilgili mevzuatta yer aldığına işaret etti.
Sosyal güvencesi olanlardan veya güvencesi olmasa da fakirlik sınırındakilerden acillerde para istenmesinin yasak olduğunu vurgulayan Akdağ, özel hastanelerin Türkiye'deki insan kaynaklarını ve sistemi kullandığını, hastanecilik yapmanın ön şartının da acil hastalara SGK'nın öngördüğü bedelle hizmet yapılması olduğunu belirtti.
Maden sularıyla ilgili yeni bir düzenlemeye ilişkin soru üzerine de yeni çıkarılan yönetmelikle soda şişelerindeki etiketlere uyarı yazısı konulacağını bildiren Akdağ, sodanın tek başına zararlı olmadığını, ancak su yerine sürekli bunun içilmesinin sakıncalı olduğunu vurguladı.
Akdağ, ''Sodanın içinde katı mineraller oluyor. Sadece su değil, tadını da o mineraller oluşturuyor. Bu minerallerin içeriği itibariyle bir yaşından küçük çocuklara içirilebilecek miktarlar açısından ailelere uyarı anlamında etiketlere yazı konulacak'' dedi.
CHP'nin Tam Gün Yasasının iptalini istediği anımsatılıp, ''Sağlıkta insan kaynağının artırılması için muhalefete yaptığı çağrının karşılık bulacağına inanıp inanmadığı?'' sorusu üzerine Akdağ, ''İnanıyorum. Muhalefet ülkenin yararına olan bir işte niçin destek vermesin? CHP Tam Gün Yasasını Anayasa Mahkemesine götürmekle büyük hata etmiştir. Bana göre bu hatalarını daha sonra anladılar. Zaten mahcubiyetlerinden sizin de fark etmeniz lazım'' diye konuştu.
Referandum öncesi CHP'ye bu konuda yönelttiği sorulara ilişkin, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu'nun ''ayaküstü mahcup bir açıklaması dışında'' hiç bir ses çıkmadığını ifade eden Akdağ, ''Çünkü halkın yararına bir iş yapıyoruz, adında halk olan bir parti bunu Anayasa Mahkemesine götürüyor. Birtakım lobilerin etkisiyle hukuki mesnedi de bilinmeksizin önüne geçilmeye çalışılıyor'' şeklinde konuştu.
Anayasa Mahkemesinin hala iptal gerekçesini yazmadığına işaret eden Akdağ, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Bu gerekçenin bir an önce yazılması lazım, çünkü biz bu gerekçeye göre yeni düzenlemeler yapacağız, gerekirse yeni kanuni düzenlemeler yapacağız. Vatandaşımızın anasını, babasını, dedesini, nenesini, kız kardeşini sırtında muayenehanelere çıkarma dönemi artık bitmiştir. Buna tahammül edemeyiz. Anayasasında 'sosyal devlet' yazılı bir ülkede böyle bir düzen kabul edilemez. Bu düzen değişmiştir, değişecektir.''
Sağlık Bakanlığının hastanelerinde uzman hekimlerin yüzde 92'sinin tam gün çalıştığını belirten Akdağ, şubattan itibaren üniversite hastanelerinde özel muayene ve ameliyat ücreti alınamayacağını hatırlattı. ''Bu sistemi tarihin çöplüğüne göndermek zorundayız'' ifadesini kullanan Akdağ, bunun hem doktorlara hem de sisteme haksızlık olduğunu söyledi.
Geri kalan yüzde 8'lik kısmı da önemli bulduklarını, bunların içinde kadın doğumcuların bulunduğunu bildiren Akdağ, şunları kaydetti:
''Annelerimizin, hamilelerin, ciddi kadın hastalığı olanların muayenehanelere taşınmasına razı değiliz. Bu hususta da bize hamileler, kadınlar destek vermelidir. Bütün kadın örgütlerine de sesleniyorum; bugüne kadar hiç bir destek görmedik. Enterasandır, yani vatandaşın, kadınların hukukunu korumak sadece Sağlık Bakanlığının, hükümetin işi değil ki. Bir çok konuda seslerini yükseltiyorlar, bu konuda da cesurca yükseltmeliler. Bu ülkede yaşayan bir kadın, hastalığını tedavi ettirmek için muayenehaneye gitmeye mecbur mudur? Biz nelerle karşılaştık? Hastanedeki bir ultrason cihazını 'çalıştıramıyorum' diyen bir kişi muayenehanede ultrason çalıştırıyorsa bunu kabul eder misiniz? Onun için bu hususta biz kararlıyız. CHP bu kanunu Anayasa Mahkemesine götürmekle hata etmiştir. Hem siyasi, hem de vicdani olarak hata yaptılar. Bundan da dönsünler. Onun için destek verilmesi gereken yerde aynı hataları tekrarlamayacaklarını ümit ediyorum doğrusu.''
-''ŞU KARTI AL DA MUAYENEHANEME GEL DEDE DÖNEMİ BİTTİ''-
''Anayasa Mahkemesi kararına rağmen muayenehanelerin kapatılması konusundaki yasal engeli nasıl aşacaksınız?'' sorusuna karşılık da Akdağ, bu konuda Anayasa Mahkemesinin gerekçesini beklediklerini yineledi.
Anayasa Mahkemesinin gerekçe yazmadan bir karar açıklamasının Anayasaya aykırı olduğunu, bu yanlışın uzun bir süredir tekrarlandığını, sadece Tam Gün Yasasında değil, başka yasalarda da bu yanlışın yapıldığını ifade eden Akdağ, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Ama madem bu yanlış yapılıyor, bu yanlış uzun süre devam etmesin de gerekçe açıklansın. Yürütmeyi durdurma verdiğine göre mahkeme, zaten herhalde kafasında bir takım gerekçeler vardır. O zaman bu açıklansın, biz de yolumuzu, ne yapacağımızı bilelim. Çünkü bu 73 milyon vatandaşı ilgilendiren bir şey. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi net biçimde 'devlette ya da üniversite hastanelerinde çalışanların muayenehaneleri olabilir, bunlar serbest çalışabilir' hükmünü yazarsa, bunu yazdığını varsayalım, elbette bunu hukukçularımızla konuşacağız. Sonuçta böyle bir durum olsa bile şunu vurguluyorum, bunun anlamı, (Ben devletin ya da üniversitenin hastanesinde aynı zamanda bir özel hastanede çalışıyorum ya da muayenehanem var, hastayı buradan alır, oraya götürür ya da muayenehaneye gelirsen sana hizmet veririm şeklinde bir uygulama yaparım' demek değildir. Başka kanunlar da, uygulamalar da var ve bunlar hem etik hem de kanunu açıdan bu şekilde gerçekleştirilemez. Sonuçta 'kamuda çalışan bir hekimin muayenehanesi açık olacak' diye bir karar çıksa bile biz bu ilişkiyi koparmaya kararlıyız. Devlette çalışırken muayenehaneniz olabilir veya özel hastanede çalışıyor olabilirsiniz, ama hastanızla orası arasındaki ilişkiye asla müsaade etmeyeceğiz, bu şartlar altında açacaksanız açın. Bu işi çok sıkı takip edeceğiz yani. 'Şu kartı al da muayenehaneme gel' deme dönemi bizim kafamızda bitmiştir.'' diyebilirsiniz. Bu görev, büyük ölçüde üniversitelerin, yükseköğretim kurumlarının yani dolayısıyla YÖK'ündür.
Bizim ilk 5-6 sene, hatta şu son YÖK yönetimine kadar karşımızda 'tam bir sağır duvar' duruyordu. Her teşebbüsümüz, randevu talebimiz dahi sonuçsuzsuz kalıyordu. O günkü YÖK yönetimi, birazda belki meslek örgütünün etkisiyle tıp fakültesi ve hemşirelik fakültelerinin öğrenci sayılarını asla artırmadı. Yılda 4 bin 500 tıp fakültesi öğrencisi alınıyordu. Son YÖK yönetimi ile bu konuları konuşabildik, anlatabildik. Devlet Planlama ile birlikte de çalıştık.
Bu sene 7 bin 500 civarında tıp fakültesine öğrenci alınacak. Bu öğrenci sayısının mutlaka 10 binin üzerine çıkması lazım. Hemşirelikte de bu böyle. Bu şekilde 2023'e kadar Türkiye'deki doktor, hemşire ve benzeri diğer sağlık çalışanlarında ihtiyacı karşılayabilelim.''
Akdağ, bir uzman hekimin hiç kaybı olmadan 11-12 sene içinde yetiştiğine işaret etti ve bu sıkıntının biraz daha yaşanacağını söyledi.
Sağlık iş kolunda öğrenim gören kişilerin Türkiye'de işsizlik diye bir problemi olmadığını da belirten Akdağ, ''Farklı alanlarda eğitim görenlerin iş bulamaması olabilir ama, bir hemşirenin, fizyoterapistin, doktorun ülkemizde iş bulamaması gibi bir durum yok. Çok az sayıda değerli meslektaş, (devlet hizmeti yükümlülüğü olmayanları kastediyorum) 'ben Doğu'da, Güneydoğu'da çalışmam' diyorsa, kamu açısından belki iş bulamayanlar onlardır'' diye konuştu.
Akdağ, bunun sadece Sağlık Bakanlığının ve AK Parti hükümetinin sorunu olmadığını ifade ederek, bu ihtiyacın giderilmesinde hep beraber çalışılması gerektiğini vurguladı.
-''EĞİTİM KALİTESİ DÜŞÜK DOKTORLARIN GELMESİ SÖZ KONUSU OLAMAZ''
Yabancı doktorların Türkiye'de çalışıp çalışmayacağına ilişkin tartışmalarla ilgili de değerlendirmede bulunan Akdağ, şunları kaydetti:
''Yabancı doktor Türkiye'de gelsin çalışsın... Bu hep başka bir tarafa çekiliyor. Çok açık olarak ifade ediyorum, Türkiye'de yabancı doktorlar, yabancı uyruklu sağlık çalışanları ihtiyacımız olan alanlarda mutlaka çalışmalıdır. Bunun önünü açmalıyız. Bunun için kanun yapmak durumundayız. Bunun için de muhalefet bize destek vermelidir.
Bu konunun, milliyetçilikle ya da milli değerlerle çatışır bir tarafı yoktur. Çünkü, sonuçta kendi milletimize hizmet edeceğiz. İşin saptırılan yönü nedir? 'Türkçe bilmeyen doktor nasıl hizmet verecek?' Elbette, Türkçe bilmeyen doktorun Türkiye'de çalışmasına müsaade etmeyeceğiz. Böyle bir kanun yaparsak, bunun kanuna da net olarak yazacağız zaten.
'Türkiye'ye gelen doktorların kalitesi düşük olmaz mı?' soruları geliyor. Neden düşük olsun? Bir defa denklik diye bir şey var. Bir Türk vatandaşı da dışarıda tıp eğitimi görmüş olsa bu denklikten geçmeden, YÖK'ün süzgecinden geçmeden Türkiye'de doktorluk yapamaz. Bu, yabancı uyruklular için de böyle olacaktır, böyle olmak da zorunda. Dolayısıyla, eğitim kalitesi düşük ya da Türkçe bilmeyen doktorların gelmesi söz konusu olamaz.''
Yabancı uyruklu doktorların Türkiye'de hizmet vermesinin de hekim ihtiyacının karşılanmasına tek başına ''derman'' olamayacağını ifade eden Akdağ, ''Kısa vadede sadece küçük bir katkı verebilir. Asıl olan tıp fakültesi, hemşire, fizyoterapist gibi öğrenci sayılarının üniversitelerimizde artırılmasıdır'' dedi.
Akdağ, kaliteden taviz verilmesinin de mümkün olmadığını vurgulayarak, ''Türkiye'de bir tıp fakültesi öğretim üyesi başına 3,9 öğrenci düşerken, bu rakam Fransa'da 11, İtalya'da 15, Almanya'da 20 civarındadır. Demek ki, biz aslında Türkiye'de öğrenci yetiştirebilecek durumdayız. Yeter ki meslek örgütlerinin karşı çıkması altında kalınmasın. Muhalefetle iktidar el ele verip bu hususta kanunumuzu yapalım'' diye konuştu.
Sağlık Bakanı Recep Akdağ, yabancı uyruklu doktorların Türkiye'de çalışmasıyla ilgili, ''Neden Türk üniversitelerinde eğitim görmüş olan bir Suriyeli, Iraklı, Filistinli, Sudanlı ya da Azeri kardeşimiz Türkiye'de hekimlik yapamaz? Üstelik bunların çoğu Türk üniversitelerinde okumuş ve diploma almışlar. Yani 2010 yılında böyle bir şey olur mu?'' dedi.
Yabancı hekimlerin Türkiye'de çalışmasına ilişkin bir soru üzerine Akdağ, Türkiye'de tartışmaların bir kısmının ekseninden kaydığını, ekseninden kaymış tartışmalar yapıldığını belirtti.
1928'de konulan bu yasağın niçin gerekli görüldüğünü anlamanın zor olduğunu ifade eden Akdağ, çok sayıda Türk hekimin yurt dışında çalışabildiğine işaret etti. Akdağ, ''Peki neden Avrupalılar, Amerikalılar ya da başkaları Türkiye'de hekimlik yapamaz. Neden Türk üniversitelerinde eğitim görmüş olan bir Suriyeli, Iraklı, Filistinli, Sudanlı ya da Azeri kardeşimiz Türkiye'de hekimlik yapamaz? Üstelik bunların çoğu Türk üniversitelerinde okumuş ve diploma almışlar. Yani 2010 yılında böyle bir şey olur mu?'' ifadesini kullandı.
Diğer ülkelerde bu tür bir yasak bulunmadığına dikkati çeken Akdağ, denklik ve dil gibi şartları yerine getiren yabancıların bu ülkelerde doktorluk yapabildiğini söyledi. Akdağ, ''Biz neden başkalarının Türkiye'de doktorluk yapmasına engel olalım? Hep beyin göçünden söz etmiyor muyuz? O zaman dışarıda yetişmiş bir beyni de Türkiye'ye getirmek neden yanlış olsun? Bu çok akılcı, insanımızın yararına bir şeydir'' dedi.
Akdağ, meslek örgütü taassubuyla hareket edemeyeceklerini, halkı düşünmek zorunda olduklarını belirtti.
Bir başka soru üzerine, kanunun hazırlıklarını yapıp yakın bir zamanda TBMM'ye sevk edeceklerini, çok fazla sayıda hekimin gelmesini de beklemediklerini söyledi.
Bu tartışmalar ortaya çıktığında Avrupa'dan ABD'den hekimlerin kendilerini aradığını anlatan Akdağ, ancak en önemli konunun tıp fakültelerindeki öğrenci sayısının artırılması olduğunu, yabancı hekim meselesinin buna ancak destek niteliği taşıdığını, meseleyi tek başına çözme yolu olmadığını belirtti.
''Yabancı doktorlarla ilgili özellikle Filistin, Suriye gibi ülkelerin isimlerini verdiniz. ABD ve Batı ülkelerinden var mı?'' sorusu üzerine Akdağ, ''Yanlış anladınız söylediğimi. Filistin, Irak, Suriye, Sudan gibi ülkelerden Türkiye'de diploma almış olan çok sayıda doktor var. Hacettepe, Gazi, Çapa, Cerrahpaşa'da, Türkiye'nin en köklü üniversitelerinde okumuş, asistan olmuş, uzman olmuş kişiler var. Bu ülkelerin örneğini o yüzden verdim. Elbette Avrupa'dan da dünyanın en gelişmiş ülkelerinden de hekimler Türkiye'de gelip çalışacaktır. Bundan eminiz, hiç tereddütümüz yok'' diye konuştu.
Yabancı doktorlarla ilgili düzenleme yapılırken muhalefetle anlaşmaları gerektiğini, bunun torba yasaya konulması halinde yasanın tartışmasının odağına bu düzenlemenin konulması ihtimali bulunduğunu ifade eden Akdağ, ''Bunu muhalefetle görüşeceğim, 'evet' demeliler. Bu konuda muhalefet partilerini ziyaret etmeyi düşünüyorum'' dedi.
-ABD'DEN KANSER HASTALARINA YAPILAN ''KOBAYLIK'' ÇAĞRISI-
ABD'deki bir sağlık merkezinden Türkiye'deki kanser hastalarına yapılan ''kobaylık'' çağrısıyla ilgili haberlerin anımsatılması üzerine Akdağ, bu haberleri görmediğini, ancak özellikle kanser başta olmak üzere yeni ilaçlar geliştirilirken belli aşamalardan ve testlerden geçen ilaçların insanlarda kullanılması için, bu kişilerin izninin gerekli olduğunu bildirdi.
''Kobaylık'' ifadesinin doğru olmadığını, bunun deney hayvanları için kullanıldığını vurgulayan Akdağ, bütün ilaç araştırmalarında, belli bir safhadan sonra gönüllülerden ya da tedaviye cevap vermeyen hastalardan tıp etiği dikkate alınarak yararlanılabildiğini vurguladı. Akdağ, ''Ama işin etik kurul ve ahlaki tarafı çok dikkatle gözden geçirilmeli'' dedi.
Klinik Araştırmalar Yönetmeliğinin etik kurullarla ilgili hükümlerinin Danıştay tarafından iptal edildiği hatırlatılarak, ''Bu konuda bir yasal düzenlemeye gidilip gidilmeyeceği'' sorusuna da Akdağ, ''Bu konuda bir yasal düzenleme, bir torba yasa hazırlığımız var. Meclisin trafiği çok kalabalık. Burada da tabip örgütü büyük bir hata yaptı, kendileri de muhtemelen bu yaptıkları işten hoşnut olmadılar'' yanıtını verdi.
Bu konuda Danıştay'ı eleştiren Akdağ, ''Danıştay'ın icranın içine karışması bir ülkede son derece yanlıştır. Verilen kararlar hukukun şekli taraflarını ilgilendiren kararlar olmayıp tamamen yerindelik kararları oluyor ve bu çok yanlıştır'' dedi.
İlaç kullanımıyla ilgili çok sayıda bilim adamının verdiği kararın, bir bilirkişiye sorularak bozulduğuna işaret eden Akdağ, ''Türkiye idare hukukunun bu garip kararlarından kurtulmalıdır. İdare hukuku yasalarda bir yanlış var mı bunun üstünde durmalıdır. Hukukun yerindelik kararı vermeye başladığı yerde demokrasi, bilim rafa kalkmış demektir. Söylediğiniz kararda da bu var. Danıştay neden etik kurullarla ilgili böyle bir iptal kararı versin ki?'' diye konuştu.
Akdağ, bununla ilgili 1-2 maddeyi de bir torba yasaya koymayı planladıklarını bildirdi.
Yeşil kartlıların özel sağlık kuruluşlarından acil sağlık hizmeti almaları konusundaki bir soru üzerine de Akdağ, acil hasta tanımının ilgili mevzuatta yer aldığına işaret etti.
Sosyal güvencesi olanlardan veya güvencesi olmasa da fakirlik sınırındakilerden acillerde para istenmesinin yasak olduğunu vurgulayan Akdağ, özel hastanelerin Türkiye'deki insan kaynaklarını ve sistemi kullandığını, hastanecilik yapmanın ön şartının da acil hastalara SGK'nın öngördüğü bedelle hizmet yapılması olduğunu belirtti.
Maden sularıyla ilgili yeni bir düzenlemeye ilişkin soru üzerine de yeni çıkarılan yönetmelikle soda şişelerindeki etiketlere uyarı yazısı konulacağını bildiren Akdağ, sodanın tek başına zararlı olmadığını, ancak su yerine sürekli bunun içilmesinin sakıncalı olduğunu vurguladı.
Akdağ, ''Sodanın içinde katı mineraller oluyor. Sadece su değil, tadını da o mineraller oluşturuyor. Bu minerallerin içeriği itibariyle bir yaşından küçük çocuklara içirilebilecek miktarlar açısından ailelere uyarı anlamında etiketlere yazı konulacak'' dedi.






Memur % Kaç Zam Alacak?


ÇALA KALEM
