"2008 yılında ülkemizi etkisi alan ekonomik kriz, 2009 yılı boyunca özellikle dar ve sabit gelirli vatandaşlarımızı olumsuz yönde etkilemiştir.Türkiye Kamu-Sen'in bütün uyarılarına rağmen, ekonomik krizin etkilerinin azaltılması, istihdamın korunması ve işletmelerin hayatta kalabilmesi için zorunlu olan iç piyasaların canlandırılması; orta direk dediğimiz dar ve sabit gelirlilerin desteklenmesi yoluna gidilmemiştir.AKP iktidarının başına buyruk kararları, 2009 yılını vatandaşlarımız için bir kabusa çevirmiş, ekonomik yaşam üzerinde, izleri uzun yıllar silinemeyecek yaralar açmıştır.Türkiye Kamu-Sen olarak ekonomik krizin özellikle dış ticaret hacmini daraltacağını, bunun da işsizliği körükleyeceğini ısrarla vurguladık. Gelinen noktada daha önce öngördüğümüz doğrultuda ihracatımız 2008 yılının Ocak-Ekim dönemine göre %27,6 oranında azaldı.
İthalat hacmindeki azalış, %36,8'i buldu.Toplam dış ticaret hacmi ise %33,2 oranında daraldı."Bunun sonucu, işsizliktir, yoksulluk, açlıktır" dedik.Bu durumun telafisi için iç piyasaların mutlak surette canlı tutulması gerektiğini ortaya koyduk.Bu amaçla dar ve sabit gelirlilerin harcama yapabilir bir konuma getirilmesinin üzerinde durduk ve harcama çeki projesini geliştirdik.Nedense, başlangıçta bu öneriye sıcak yaklaşan siyaset daha sonra, projemizi uygulamaktan vazgeçti. Hükümetin aldığı tek taraflı kararlar, ekonomik krizden çıkışın yalnızca işletme sahiplerine sağlanacak kolay kredilerle mümkün olduğu yolundaki yanlış inanışa bağlı olarak sisteme yapılan tek bacaklı müdahaleler, krizin olumsuz etkilerini artırırken, bütçe açığının da büyümesine yol açtı.2008 yılının aynı döneminde 8,3 milyar TL olan bütçe açığı, 2009 yılında 46,4 milyar TL'ye yükseldi. Gelinen noktada bütçe açığı bir yılda %466 oranında büyümesine rağmen, yanlış ekonomi politikaları, ekonomik krizin yükünün vatandaşlarımızın omuzlarına binmesine neden oldu.2009 yılı boyunca, zorunlu olarak tüketilen mal ve hizmet fiyatlarında yaşanan artış, dar ve sabit gelirlilerin alım gücünün azalmasına, iç piyasalardaki durgunluğun artarak devam etmesine neden oldu.Öyle ki; Kasım ayları itibarı ile son bir yıl içinde kuru soğan %54, gazete %53, Koyun eti %52,5, tavuk eti %45, dana eti %23, portakal %17,5, mandalina %35, patates %22, deterjan %25, su %13,5, beyaz peynir %9 zamlanmıştır .Ama bir yıllık enflasyonun %5,53 olduğu iddia edilmektedir.Enflasyon ne kadar düşerse düşsün görülmektedir ki, halkımızın alım gücü günden güne azalmaktadır. Buna bağlı olarak, tüketicinin piyasalara olan güveni sarsılmakta, satışlar azalmakta, kapasite kullanım oranları düşmektedir.Bu duruma karşı bir türlü alınmak istenmeyen tedbirler sonucunda iç piyasalar daralmış, esnaf kolay kredi, vergi affı, prim teşviki gibi uygulamalara rağmen bir bir kepenk kapatmıştır. Ocak-Kasım dönemleri incelendiğinde son bir yıl içinde kurulan şirket sayısı %13 azalırken, bir yıl içinde tam 8860 şirket kepenk indirmiş ve kapanan şirket sayısındaki artış %5,6 olmuştur.Ticaret ünvanlı işyerlerinde de yaprak dökümü sürmüş ve kurulan işyeri sayısı %8,6 oranında azalmıştır.İşte Türkiye Kamu-Sen'in yıllardır anlatmaya çalıştığı ve yetkilileri uyardığı acı gerçek budur.Şirketlere ne kadar parasal destek yaparsanız yapın, piyasa çarkları kendi süreci içinde işlemezse, şirketler kapanır. İşsizlik artar, yoksulluk ve açlık baş gösterir. Bunu önlemenin yolu, erimekte olan maaşları yükseltmek, ezilen kesimleri desteklemek ve piyasaları canlandırmaktır.Ancak AKP Hükümetinin inadı, zaten yıllardır çözülemeyen işsizlik sorununun daha büyümesine yol açmıştır.
Son bir yıllık süreçte, işsizlik %10,7'den %13,4'e yükselmiş, işsiz sayısı 2 milyon 601 binden 3 milyon 396 bine ulaşmıştır.İşsizler ordusuna katılan 795 bin kişinin, uygulanan haksız politikalar nedeniyle, AKP'den alacağı vardır.Siyasi irade her yıl sonunda, eğer bir vicdan muhasebesi yapıyorsa, bu durumun da muhasebesini mutlak surette yapmalı ve vatandaşlarımızın gasp ettiği hakkını iade etmelidir.Ülkemizde bir yıl içinde gelinen nokta ürkütücü boyutlara ulaşmışken hala krizin teğet geçtiğini iddia eden varsa; duruma bir de resmi olarak 3,5 milyona dayanmış işsizlerimiz, hayat pahalılığı karşısında ezilen işçilerimiz, hakkını ararken biber gazına maruz bırakılan özelleştirme mağdurları, açlıkla pençeleşen emekli, dul, yetim; canına tak diyerek bir günlük iş bırakma eylemi yapan ve bu nedenle soruşturmaya tabi tutulan, sürülen, hakarete uğrayan memurlarımızla, bunların ailelerinin gözünden bakmalarını tavsiye ediyoruz."
Kamu-Sen Genel Başkan Bircan Akyıldız çalışma hayatında yaşanan sıkıntılara da değindi.
"Ağır ekonomik şartlar altında ezilen vatandaşlarımızın yükünü hafifletecek en önemli unsur, bu kesimlerin yönetime ortak olmasının sağlanması, görüş ve önerilerine kulak verilmesidir.Ne yazık ki, AKP hükümetinin demokrasi anlayışıyla bağdaşmayan uygulamaları, 2009 yılı boyunca artarak devam etmiş, siyasi ayrımcılık hat safhaya çıkmıştır. Diyaloğun bütün yolları kapanmış, hoş görünün tüm sınırları aşılmış, sabır taşı çatlamıştır.
mahkum edilmiştir.Ülkemizde memurlara 1 saatlik fazla çalışma karşılığı olarak verilen ücret 1 TL'dir. İşçilerin ücretsiz yemek yediği yerde, kamu görevlileri öğle yemeklerinin bedelini cebinden ödemektedir.Kamu görevlisinin emekli ikramiyesi, bir oda bir salonluk ev almaya bile yetmemektedir.KİT'lerde 2 sayılı cetvele tabi olarak çalışanlar kamu görevlilerinin sosyal yardım hakları ve ek ödeme alma hakları yoktur.Memur konfederasyonları bu ve benzeri sorunların çözümü için, toplu görüşme masasına oturmakta ve taleplerini dile getirmektedirler. AKP Hükümeti ve memurlar, tam 8 kez toplu görüşme masasına oturmuş, bunların yalnızca 2 tanesinde anlaşmaya varılmıştır.Bu kez de anlaşmaya varılan konular hayata geçirilmeyerek kanunlara karşı gelinmiş, bir hukuksuzluk örneği sergilenmiştir.Uzlaştırma Kurulu'nun hiçbir kararına itibar edilmemiştir. Şimdi ise memurlara insanca yaşayacakları bir ücret sağlamak yerine, ikinci iş serbestisi getirilmek istenerek, adeta kamu görevlilerinin gözden çıkarıldığı tescillenmektedir.Başbakan, sorunlarını dile getirmek için görüşmek isteyen memur temsilcilerine yıllardır randevu vermemiş, adres olarak meydanları göstermiştir. Son çare olarak, insanca bir yaşam, toplu sözleşme grev hakkı, verilen sözlerin tutulması, mutabakatın yerine getirilmesi için meydanlara inen ve bir gün süreyle iş bırakarak en temel demokratik hakkı olan uyarı eylemini gerçekleştiren memurlara yapılan zulüm ise utanç vericidir.Türk memuru, 25 Kasım 2009 Çarşamba günü bu gidişe dur demek için, insanca bir yaşam için, toplu sözleşme ve grev hakkı için, tüm milletimizin geleceği için ayağa kalkmıştır.25 Kasımda işçi, çiftçi, esnaf, öğrenci, emekli, ev hanımı, işsiz vatandaşlarımız ellerinde bayraklarla alanlara koşmuştur.Vatandaşlarımızın eylemimize verdiği destek, milyonlarca vatandaşımızın ezildiğinin, horlandığının, yok sayıldığının açık bir göstergesi olmuştur.Milletimiz, yıllardır beklediği çıkış yolunu yaptığımız uyarı eyleminde bulmuş; taleplerini bugüne kadar duymazdan gelen siyasi iradeye adeta haykırmışlardır.Bütün engelleme çabalarına rağmen milyonlarca memurun katıldığı bu eylemde, siyasi iradenin meydanlardan gelen sese kulak vermesini ve bu eylemden gerekli dersi çıkararak, bir an önce kamu görevlilerine toplu sözleşme ve grev hakkı tanıyan düzenlemeyi hayata geçirmesini beklerdik.AKP Hükümeti'nin şapkasını önüne koyup, nerede hata yaptığını, memurları bu eyleme hangi şartların zorladığını görmesini; yüzünü memurlarımıza dönerek, bir an önce sosyal politikalara ağırlık vermesini beklerdik.Ne yazık ki yapılan bu eylem bile siyasileri, uyguladıkları politikalar konusunda bir kez daha düşünmeye sevk etmemiştir."Nasıl bir ülkede yaşıyoruz ki, bir Başbakan 70 milyonun karşısında verdiği sözü tutmamaktadır.Nasıl bir hukuk devletidir ki, yasal olarak zorunlu olduğu halde siyasi iktidar, mutabakat metninin gereklerini yerine getirmemektedir.Nasıl bir adalet anlayışıdır ki, konfederasyonumuza üye memurlar, sürgüne gönderilir, baskıya uğrar ve tehditle sindirilmeye çalışılırken hukukun bütün yolları kapalı kalabilir.Nasıl bir iktidar hırsıdır ki, koltuğunu koruyabilmek için ülkedeki tüm vatandaşlar baskı ve zulüm altında tutulup, bir korku imparatorluğu yaratılırken, ülkenin eli kalem tutanları, başlarını kuma gömerler." Anlamakta güçlük çekiyoruz.İşte 2009 yılının kısa özeti budur."
2010 yılı bütçesinde de dar ve sabit gelirlinin olmadığına işaret eden Genel Başkan Bircan Akyıldız, hükümeti uyardı:
getirmeyeceği açıktır.Zaten hükümetin gündeminde işsizliğin azaltılması bulunmamakta, işsizlik tahmini 2009 yılı sonu için %14,8; 2010 yılı için ise %14,6 olarak kalmaktadır.2010 yılında ülke ekonomisinin yeniden büyüme trendine gireceği iddia edilirken, işsizlikte herhangi bir iyileşmenin öngörülmemesi, hazırlanan ekonomik program ve bütçenin kimlere hizmet ettiğini ortaya koymaktadır.Bir tarafta memurlar başta olmak üzere, çalışanlara, emekli dul ve yetimlere yapılan zulümler ortadayken diğer tarafta AKP hükümeti hem maddi hem de manevi anlamda çıkar çevrelerine borçlanmıştır. AKP borçlu olduğu çevrelere borcunu ödemek için çırpınmakta ve milletimizden aldığını, bu çevrelere dağıtmaya devam etmektedir."
Akyıldız konuşmasını şöyle tamamladı;
" Son bir yıl içindeki uygulamalarla;
· Emeklilik yaşı 60'tan 65'e çıktı.
· Başka geliri olan dul eşe bağlanan ölüm aylığı oranı %75'ten %50'ye düşürüldü.
· 20 ay askerlik borçlanması için tahsil edilen para 2.272 TL'den 4.440 TL'ye yükseltildi.
· Yaşla sınırlı olmaksızın ana-babalarından sağlık yardımı alan kız çocuklarına yaş sınırı getirildi.
· Emekli olduktan sonra çalışmaya devam edeceklerin emekli maaşlarının kesilmesi kararlaştırıldı.
· Asgari ücretin üçte biri kadar geliri olan 18 yaşın üstündeki herkesten eğitim görmemeleri kaydıyla Genel Sağlık Sigortası adı altında prim alınmaya başlandı.
· İşsiz kalanların Sağlık Sigortası 6 aydan 3 aya indirildi.
· Sağlık hizmetlerinin sunumunda alınan katılım payları artırıldı; reçete başına 3 TL katılım payı getirildi.
· Devlet hastanelerinde her muayene için 5 TL, özel hastanelerde 12 TL katılım payı alınmaya başlandı.
· En düşük memur maaşına 37,5 TL zam yapılırken, dört kişilik aileden kesilen katkı payı yıllık 572 TL oldu.
· Fiili hizmet hakkına sahip olan kamu görevlilerinin bu hakları ellerinden alındı.
AKP 2009 yılında sağlık uygulamaları ile de vatandaşlarımızın cebine el atmış, emeklilik uygulamaları ile bütçe açıklarını kapatmak için vatandaşlarımızı kaderiyle baş başa bırakmıştır.
Bütçenin her kuruşunda bu milletin, memurlarımızın, işçilerimizin, esnafımızın, çiftçilerimizin emeği, alın teri ve hakkı vardır.
Bu bütçede görülmektedir ki; 2010 yılında da siyasi irade milletimizin parasını, borçlu olduğu çevrelere aktarmaya ve milletimizin hakkını yemeye ve yedirmeye kararlıdır.
AKP iktidarı süresince;
Dış politikada muktedir olunamamış, memleketimizin değerlerinin hırpalanmasına göz yumulmuştur.
Kurumlar arasında çatışmaya dönüşmesinden endişe duyduğumuz bir gerginlik yaratılmış, devletin ahenk ve düzen içinde işlemesinin önündeki engeller artmıştır.
Özelleştirmeler yoluyla milletimizin malı peşkeş çekilmiştir.
Yaklaşık 200 bin kamu çalışanı özelleştirme mağduru haline getirilmiştir.
Bu durum karşısında hakkını arayan işçiye ise bedel ödetilmektedir.
Memurlara grev-toplu sözleşme sözü verilmiş ama sonra unutulmuştur.
Çalışanlara artan milli gelirden pay verilmemiş, büyümenin kaymağı küresel sermayeye dağıtılmıştır.
Ama ekonomik krizin faturası dar ve sabit gelirlilere kesilmiştir.
Sosyal güvenlik reformu denmiş, vatandaşlarımızın hakları gasp edilmiştir.
Çıkarılan her kanunla, kamu yönetimi düzenlemeleri ile bilinen memur kavramı yok edilmek istenmiştir.
Uygulanan ücret politikalarıyla memurlarımız yoksulluğa terk edilmiştir.
Sağlığa, yatırımlara, ücretlere ayrılan pay azaltılıp, işsizliğin artmasına göz yumulmuştur.
Millete dağıtılmayan milletin parası; faizciye, tefeciye dağıtılmıştır.
Her gününü bitse de kurtulsak diye geçirdiğimiz bir yılı geride bırakıyoruz.
AKP'nin 2010 yılı programına baktığımızda görülüyor ki; 2009 yılı sona eriyor ancak biz yine kurtulamıyoruz.
Biz de Türkiye Kamu-Sen olarak daha önce aldığımız eylemlilik kararının ikinci aşamasını hayata geçireceğiz.







Memur % Kaç Zam Alacak?


ÇALA KALEM
