Hafta sonu yapılan CHP Genel Kuruluyla Partinin başkanlık koltuğuna oturan Kemal Kılıçdaroğlu'nun sağlık alanına yabancı olmadığı biliniyor. SSK Genel Müdürlüğü de yapan Kılıçdaroğlu'nın 2000 yılında yazdığı ve sağlık alanındaki temel görüşlerini içeren makaleden bazı bölümler;
a. Genel Sağlık Sigortası Uygulamasına Hemen Geçilmeli ve Herkese bir Sosyal Güvenlik Numarası Verilmelidir:
Bilindiği gibi ülkemizin en büyük sosyal güvenlik kuruluşları Sosyal Sigortalar Kurumu, Emekli Sandığı ve Bağ-Kur’dur. Bu kurumlar mensuplarına gerekli sağlık hizmetlerini olanakları ölçüsünde vermektedirler. Öte yandan herhangi bir sosyal güvenlik kurumu kapsamında olmayıp, yeşil kart sahibi olanların sağlık hizmeti ihtiyaçları, belli koşullarda devlet tarafından karşılanmaktadır. Ancak, önemli bir nüfus kitlesinin de hiçbir sosyal güvencesinin olmadığı da bir başka gerçektir. Bu kitle içinde bulunanlardan, sağlık sorunlarıyla ilgili harcamaların tamamını kendi olanaklarıyla karşılayabilecek kişi sayısı çok sınırlıdır. Bu nedenle sosyal güvenlik kapsamında olmayanlar için genel sağlık sigortası uygulaması zaman geçirilmeksizin uygulanmalıdır.
i ) Sağlık Kuruluşları Özerkleştirilmelidir:
Ülkemizde sağlık hizmeti sunan kurum ve kuruluşlar açısından genel bir dağınıklık söz konusudur. Başta Sağlık Bakanlığı ve SSK olmak üzere, Türk Silahlı Kuvvetleri, belediyeler, KİT’ler ...gibi çeşitli kurum ve kuruluş sağlık hizmeti vermektedir. Bunların pek çoğu da birbirinden bağımsız bir şekilde kurulduğu ve faaliyette bulundukları için istenen etkinlikte ve verimlilikte çalışamamakta, dolayısıyla ülke kaynaklarının israf edilmesine neden olmaktadırlar.
Ülke kaynaklarının daha etkin bir şekilde kullanılması ve sağlık hizmetlerinden herkesin yararlanması için, her şeyden önce bu dağınıklığın giderilmesi gerekir. Bu nedenle Türk Silahlı Kuvvetlerine ait hastaneler dışındaki tüm hastanelerin Sağlık Bakanlığına bağlı olması ve yerinden yönetilmesi sağlanmalıdır. Sağlık Bakanlığının, ülkenin sağlık politikasını ve bu politikaya uygun stratejileri oluşturup hayata geçirebilmesi için, söz konusu politika ve stratejileri uygulayacak birimlerin yönetimi yönlendirilmesi konusunda da yetki sahibi olması gerekmektedir.
Bu çerçevede SSK ‘nın da bir an önce sağlık işletmeciliğinden vazgeçip asıl görevi olan sigortacılık üzerinde yoğunlaşması ve Kurum hastanelerinin tamamının yönetimini Sağlık Bakanlığına devretmesi gerekir. Bu sağlandığı takdirde hem Sağlık Bakanlığının hem de SSK‘nın verimliliği ve etkinliği daha da artacaktır.
Sağlık ünitelerinin örgütlenme ve çalışma koşulları da sağlık sorunlarının çözümünü kolaylaştırmaktan uzaktır. Sağlık kuruluşları, aşırı merkeziyetçi ve dikey bir örgütlenme modeline sahiptir. Kararlar merkezlerden alınmakta ve ilgili sağlık kuruluşlarına tebliğ edilmektedir. Karar alma süreci, merkezin iş yükü ve hantal yapısından dolayı oldukça uzamakta bu da yönetimdeki etkinliği azaltmaktadır.
Diğer taraftan aşırı merkeziyetçi yapı, kararları uygulayacak kişilerin karar alma süreçlerine katılmalarına imkan verilmemekte, bu da alınan kararların doğrululuğunu ve verimliliğini olumsuz etkilemektedir. Artık dünyada merkezi örgütlenmeler yerini tüm alanlarda adem-i merkezi bir yapıya bırakmakta, ”yerinden yönetim” ilkesi her geçen gün daha fazla önem kazanmaktadır.
Ülkemizde sağlık kuruluşlarının sağlık kuruluşlarının sağlık işletmelerine dönüştürülmeleri, bunların merkezin büyük ve hantal yapısının dışına çıkarılarak, idari ve mali açıdan özerk küçük işletmeler haline getirilmeleri gereği kaçınılmaz bir hale gelmiştir. Minimize olmak ihtisaslaşmayı, profesyonelliği ve kaymak tahsisinde ve kullanımında etkinliği de beraberinde getirecektir. İdari ve mali özerklik, karar alma süreçlerini ve bu kararların uygulanmasını hızlandıracak, böylece ihtiyaçlara kısa sürede cevap verme olanağı doğacaktır.
Sağlık kuruluşlarının özerkleştirilmesi sonucunda çalışanların özerk sağlık işletmelerinin yönetimine katılacak olmaları, çalışanların motivasyonunu önemli ölçüde arttıracaktır. Sorunların birinci derecede muhatapları çalışanlar olduğuna göre, çözümler konusunda karar verecek olanların da çalışanlar olması gereği ortaya çıkmaktadır.
Günümüzde önemli yönetim ilkelerinden biri ekip çalışmasıdır (Team Work). Artı tek kişinin hakim ve muktedir olduğu yönetim anlayışı terk edilmekte ve yerini kolektif sorumluluğun esas olduğu ekip çalışması almaktadır. Sağlık işletmelerinde de ekip çalışması anlayışı hakim olmalıdır. Ekip çalışması yapılırken, ekibi oluşturacak kişiler birbirlerini tamamlayacak kişiler olmalarına özen gösterilmelidir.
Her sağlık işletmesi ,kendi personel politikasını kendisi belirlemelidir. Bu uygulamayla personel alımında siyasi ve sosyal baskılar en aza ineceği için, personel istihdamı ve terfii tamamen ihtiyaç ve liyakat esasına göre olacak, bu da zaman içerisinde profesyonelleşmeyi sağlayacaktır. Öte yandan söz konusu personel sık sık değişmeyeceği için belli bir kurumsal hafıza oluşacaktır. Bu kurumsal hafıza dolayısıyla, sürekli bir bilgi ve deneyim birikimi olacak ve bu birikimde yönetim de etkinliği sağlayacaktır. Ücret politikası da belirli ölçüler çerçevesinde verimlilik esasına bağlanmalıdır. Bu hem çalışanların motivasyonunu arttıracak, hem de hizmetlerin niteliği üzerinde olumlu bir etki gösterecektir.
Personel politikasında süreklilik, yöre halkıyla bütünleşmeyi de sağlayacaktır. Personelin uzun süre aynı bölgede çalışması bölge halkıyla yakın ilişkiler kurulmasına neden olacaktır. Bu nedenle yöresel kaynakların daha etkin bir şekilde kullanılması imkanı doğacak ve yöre halkının belli konularda aktif yardım ve katılımı mümkün olabilecektir.
Şunu da belirtmek gerekir ki, idari ve mali özerklik hiç bir zaman keyfilik demek değildir. Özerk sağlık işletmesinin merkezle uyum içersinde olması, merkezin saptadığı genel sağlık politika ve stratejileri çerçevesinde çalışması,kaynakların etkin bir şekilde kullanılmasını sağlayacaktır. Öte yandan merkezin özerk sağlık işletmeleri üzerinde kesin ve etkin bir denetim mekanizmasına sahip olması da bir başka zorunluluktur.
Ülke kaynaklarının daha etkin bir şekilde kullanılması ve sağlık hizmetlerinden herkesin yararlanması için, her şeyden önce bu dağınıklığın giderilmesi gerekir. Bu nedenle Türk Silahlı Kuvvetlerine ait hastaneler dışındaki tüm hastanelerin Sağlık Bakanlığına bağlı olması ve yerinden yönetilmesi sağlanmalıdır. Sağlık Bakanlığının, ülkenin sağlık politikasını ve bu politikaya uygun stratejileri oluşturup hayata geçirebilmesi için, söz konusu politika ve stratejileri uygulayacak birimlerin yönetimi yönlendirilmesi konusunda da yetki sahibi olması gerekmektedir.
Bu çerçevede SSK ‘nın da bir an önce sağlık işletmeciliğinden vazgeçip asıl görevi olan sigortacılık üzerinde yoğunlaşması ve Kurum hastanelerinin tamamının yönetimini Sağlık Bakanlığına devretmesi gerekir. Bu sağlandığı takdirde hem Sağlık Bakanlığının hem de SSK‘nın verimliliği ve etkinliği daha da artacaktır.
Sağlık ünitelerinin örgütlenme ve çalışma koşulları da sağlık sorunlarının çözümünü kolaylaştırmaktan uzaktır. Sağlık kuruluşları, aşırı merkeziyetçi ve dikey bir örgütlenme modeline sahiptir. Kararlar merkezlerden alınmakta ve ilgili sağlık kuruluşlarına tebliğ edilmektedir. Karar alma süreci, merkezin iş yükü ve hantal yapısından dolayı oldukça uzamakta bu da yönetimdeki etkinliği azaltmaktadır.
Diğer taraftan aşırı merkeziyetçi yapı, kararları uygulayacak kişilerin karar alma süreçlerine katılmalarına imkan verilmemekte, bu da alınan kararların doğrululuğunu ve verimliliğini olumsuz etkilemektedir. Artık dünyada merkezi örgütlenmeler yerini tüm alanlarda adem-i merkezi bir yapıya bırakmakta, ”yerinden yönetim” ilkesi her geçen gün daha fazla önem kazanmaktadır.
Ülkemizde sağlık kuruluşlarının sağlık kuruluşlarının sağlık işletmelerine dönüştürülmeleri, bunların merkezin büyük ve hantal yapısının dışına çıkarılarak, idari ve mali açıdan özerk küçük işletmeler haline getirilmeleri gereği kaçınılmaz bir hale gelmiştir. Minimize olmak ihtisaslaşmayı, profesyonelliği ve kaymak tahsisinde ve kullanımında etkinliği de beraberinde getirecektir. İdari ve mali özerklik, karar alma süreçlerini ve bu kararların uygulanmasını hızlandıracak, böylece ihtiyaçlara kısa sürede cevap verme olanağı doğacaktır.
Sağlık kuruluşlarının özerkleştirilmesi sonucunda çalışanların özerk sağlık işletmelerinin yönetimine katılacak olmaları, çalışanların motivasyonunu önemli ölçüde arttıracaktır. Sorunların birinci derecede muhatapları çalışanlar olduğuna göre, çözümler konusunda karar verecek olanların da çalışanlar olması gereği ortaya çıkmaktadır.
Günümüzde önemli yönetim ilkelerinden biri ekip çalışmasıdır (Team Work). Artı tek kişinin hakim ve muktedir olduğu yönetim anlayışı terk edilmekte ve yerini kolektif sorumluluğun esas olduğu ekip çalışması almaktadır. Sağlık işletmelerinde de ekip çalışması anlayışı hakim olmalıdır. Ekip çalışması yapılırken, ekibi oluşturacak kişiler birbirlerini tamamlayacak kişiler olmalarına özen gösterilmelidir.
Her sağlık işletmesi ,kendi personel politikasını kendisi belirlemelidir. Bu uygulamayla personel alımında siyasi ve sosyal baskılar en aza ineceği için, personel istihdamı ve terfii tamamen ihtiyaç ve liyakat esasına göre olacak, bu da zaman içerisinde profesyonelleşmeyi sağlayacaktır. Öte yandan söz konusu personel sık sık değişmeyeceği için belli bir kurumsal hafıza oluşacaktır. Bu kurumsal hafıza dolayısıyla, sürekli bir bilgi ve deneyim birikimi olacak ve bu birikimde yönetim de etkinliği sağlayacaktır. Ücret politikası da belirli ölçüler çerçevesinde verimlilik esasına bağlanmalıdır. Bu hem çalışanların motivasyonunu arttıracak, hem de hizmetlerin niteliği üzerinde olumlu bir etki gösterecektir.
Personel politikasında süreklilik, yöre halkıyla bütünleşmeyi de sağlayacaktır. Personelin uzun süre aynı bölgede çalışması bölge halkıyla yakın ilişkiler kurulmasına neden olacaktır. Bu nedenle yöresel kaynakların daha etkin bir şekilde kullanılması imkanı doğacak ve yöre halkının belli konularda aktif yardım ve katılımı mümkün olabilecektir.
Şunu da belirtmek gerekir ki, idari ve mali özerklik hiç bir zaman keyfilik demek değildir. Özerk sağlık işletmesinin merkezle uyum içersinde olması, merkezin saptadığı genel sağlık politika ve stratejileri çerçevesinde çalışması,kaynakların etkin bir şekilde kullanılmasını sağlayacaktır. Öte yandan merkezin özerk sağlık işletmeleri üzerinde kesin ve etkin bir denetim mekanizmasına sahip olması da bir başka zorunluluktur.
dd. Hastaneler Profesyoneller Tarafından Yönetilmelidir:
Günümüzde hastaneler, çok sayıda karmaşık işlemleri ve işlevleri olan birer işletme haline gelmiştir. Hatta orta büyüklükte bir hastanenin teknik yapısı ve sunduğu hizmet çeşidi beş yıldızlı bir otelden daha karmaşıktır. Bir hastane başta sağlık, otelcilik, mutfak, temizlik, halkla ilişkiler olmak üzere pek çok alanda hizmet vermektedir. Söz konusu hizmet alanlarının her biri ayrı bir uzmanlık ve deneyim gerektirmektedir. Ayrıca yukarıda belirtilen hizmetlerin tek kişinin sorumluluk ve denetiminde yürütülmesi mümkün değildir. Bütün bu hizmetlerin verilebilmesi için, verimlilik ve etkinlik ilkelerine göre çalışan profesyonel yöneticilerin olması gerekmektedir.
Bugünkü örgütlenme modelinde bütün bu işleri tek başına baş hekim yüklenmiş durumdadır. Oysa bu tür işler başhekimin görevi değildir. Başhekim hastanenin sağlık işlemlerinden sorumlu olmalıdır. Diğer işlerin ise konunun uzmanları tarafından veya onların denetim ve sorumluluğunda yapılması gerekmektedir.
bb. Kadrolu Hekimlerin Mutlaka Tamgün Çalışması Sağlanmalıdır: Günümüzde hastaneler, çok sayıda karmaşık işlemleri ve işlevleri olan birer işletme haline gelmiştir. Hatta orta büyüklükte bir hastanenin teknik yapısı ve sunduğu hizmet çeşidi beş yıldızlı bir otelden daha karmaşıktır. Bir hastane başta sağlık, otelcilik, mutfak, temizlik, halkla ilişkiler olmak üzere pek çok alanda hizmet vermektedir. Söz konusu hizmet alanlarının her biri ayrı bir uzmanlık ve deneyim gerektirmektedir. Ayrıca yukarıda belirtilen hizmetlerin tek kişinin sorumluluk ve denetiminde yürütülmesi mümkün değildir. Bütün bu hizmetlerin verilebilmesi için, verimlilik ve etkinlik ilkelerine göre çalışan profesyonel yöneticilerin olması gerekmektedir.
Bugünkü örgütlenme modelinde bütün bu işleri tek başına baş hekim yüklenmiş durumdadır. Oysa bu tür işler başhekimin görevi değildir. Başhekim hastanenin sağlık işlemlerinden sorumlu olmalıdır. Diğer işlerin ise konunun uzmanları tarafından veya onların denetim ve sorumluluğunda yapılması gerekmektedir.
Hekimlerin çalışma sürelerinin tamamını çalıştıkları sağlık kuruluşlarına tahsis etmeleri gerekmektedir. Bu hem verimliliği arttırır hem de bir ölçüde sağlık kuruluşlarımızdaki hasta yığılmalarının önüne geçer. Bu nedenle “tamgün” uygulamasının mutlaka gerçekleştirilmesi gerekmektedir.
Hekimlerimizin tamgün çalışmaları gerektiğini söylerken, hekimlerin insanca yaşayabileceği, gördükleri eğitimin ve sosyal statülerinin gerektirdiği yaşam düzeyinde bir ücret almalarının mutlaka sağlanması gereği de gözden uzak tutulmamalıdır. Hekimlerin mesleki kaygılar dışında başka kaygılara düşmemeleri ve mesleki açıdan kendilerini sürekli olarak yenileyebilmeleri için belirli bir düzeyin üzerinde ücret almaları şarttır. Bugünkü ücret düzeyiyle hekimler, bilinçli bir şekilde özel muayenehane açmaya doğru yönlendirilmektedirler.
Hekimlerimizin tamgün çalışmaları gerektiğini söylerken, hekimlerin insanca yaşayabileceği, gördükleri eğitimin ve sosyal statülerinin gerektirdiği yaşam düzeyinde bir ücret almalarının mutlaka sağlanması gereği de gözden uzak tutulmamalıdır. Hekimlerin mesleki kaygılar dışında başka kaygılara düşmemeleri ve mesleki açıdan kendilerini sürekli olarak yenileyebilmeleri için belirli bir düzeyin üzerinde ücret almaları şarttır. Bugünkü ücret düzeyiyle hekimler, bilinçli bir şekilde özel muayenehane açmaya doğru yönlendirilmektedirler.
Bugün ülkemizde sağlık alanında “gemisini kurtaran kaptan” anlayışıyla hareket edilmektedir. Ülkemizde sağlık alanında yapılması gereken en önemli işlerden biri de hasta ile hekim arasında para ilişkisinin kaldırılmasıdır. Bunun için hekimlerin tam gün çalışmalarının sağlanması ve genel sağlık sigortası uygulamasına hemen geçilmesi gerekmektedir.
cc. Tıbbi Hatalara Karşı Hekimler ve Diğer Sağlık Personeli Sigortalanmalıdır: Bilindiği gibi sağlık alanı emek yoğun bir sektördür. Gelişmiş makine ve cihazlara rağmen, tanı ve tedavi hizmetlerinin çok önemli bir kısmının bizzat insan tarafından yapılması gerekmektedir. Ülkemizde başta hekimler olmak üzere tüm sağlık çalışanlarının ağır iş yükü altında oldukları da bir gerçektir. Öte yandan sağlık alanında deneyimin çok büyük bir önemi vardır. Deneyim de zamanla ve pratik yapmak suretiyle kazanılabilir. Bütün bu nedenlerden dolayı hekimlerimiz veya diğer sağlık çalışanlarımız görevleri sırasında (diğer mesleklerde olduğu gibi ) bazı hatalar yapabilmektedirler. Ancak sağlık alanında yapılan hataların bir kısmı insan hayatını doğrudan ve telafi edilemez bir şekilde etkilediği için bu hatalara maruz kalanlar veya yakınları hatayı yapanların aleyhine yargıya başvurmakta, yargı kararları sonucunda hatayı yapanlar doğal olarak yaptırımlara maruz kalabilmektedirler.
Hekimlerin veya diğer sağlık çalışanlarının, yaptıkları tıbbi hatalar dolayısıyla uğrayabilecekleri yaptırımların etkilerini asgariye indirebilmek için mutlaka sigortalanmaları gerekmektedir. Söz konusu sigortalılık dolayısıyla, sağlık gibi çok riskli alanlarda çalışanlar mesleki olarak kendilerini daha güvende hissedeceklerdir.
Kaynak: kemalkilicdaroglu.com
Yazı 2000 yılında kaleme alınmış bugün 2010 ve Kılıçdaroğlu artık CHP genel başkanı. Yorumu siz değerli okurlarımıza bırakıyoruz.
..







Memur % Kaç Zam Alacak?


ÇALA KALEM
