Değerli basın mensupları;
Türkiye gerek bitki gerekse hayvan çeşitliliği bakımından dünyanın en zengin ülkelerinden. Örneğin tüm Avrupa’da 12000 endemik türün 9000 i Türkiye’de. Hala keşfedilemeyen türler, yeni oluşan alttürler çok sayıda. Fakat maalesef biyolojik çalışmalar konusunda da Türkiye sınıfta kalmış durumda. Ülkemizde bu alanlarda yeterli birimlerin olmayışı, denetleme mekanizmalarının yokluğu, biyologların istihdam edilmemesi, biyolojik çalışmaların desteklenmemesi Türkiye’mizi bu çalışmalardan ve gelişmelerden çok uzak tutmakta.
Ülkemizden her yıl yüzlerce bitki ve hayvan türü gayri resmi yollarla kaçırılmakta. Bu canlıların avantaj sağlayan genetik ve diğer özellikleri, kendi ülkelerindeki türlerle birleştirilerek tekrar bize satılmaktadır. Yılanlarımız, kuşlarımız, hatta yosunlarımız ve en önemlisi buğday gibi tarımsal canlılarımız canlı kaçakçıların en gözde hırsızlıkları. Maalesef gümrüklerimizde bunları denetleyecek bir birim bulunmamakta. Ve soyu tükenmekte olan ve korunması gereken türlerimiz bile kaçırılmakta.
Lalenin anavatanı ülkemiz, bugün Hollanda’dan; buğdayın anavatanı ülkemiz, İsrail’den buğday almakta. Alınan buğdaylar kısır olduğundan her sene yeniden alım yapılmaktadır.
Ne yazık ki ülkemizden toplanan buğday türleri İsrail’de genetik işlemlerden geçirilerek daha dayanıklı ve besin değeri yüksek olduğu gerekçesiyle alınmakta. Oysa genetik yapısı değiştirilen bu gıdaların insanlara ne kadar zarar verdiği bilinmemektedir. Pek çok gelişmiş ülke genetik yapısı değiştirilen bu gıdaları ülkesine sokmaz veya en azından çok sıkı kurallara bağlayıp, ambalajına bilgi niteliğinde bu özelliğinden bahsederken ülkemizde bunu denetleyebilecek etkin bir mekanizma bulunmamaktadır. Bugün ülkemiz GDO (genetik yapısı değiştirilen organizmalar)´ların pazarı olmuş durumda. Üstelik çevre ülkelerde yetiştirilen GDO´ların rüzgar ve benzeri faktörlerle ülkemiz girip bizim bitkilerimizi nasıl etkilediği meçhuldür. Bu konuda denetim ve çalışma yapacak bir birim yoktur.
Su kaynakları kurumakta küresel ısınmayla ülkemizde yeni canlı alttürleri oluşmakta hatta göç eden canlılar gelmekte. Daha önce Akdeniz´de görülmeyen 40 yeni tür deniz canlısı Kızıl Deniz´den göç etmiş ve var olan yerel türleri de tehdit etmektedir. Yakın gelecekde Karadeniz´in ısınmasıyla meşhur hamsimiz Karadeniz sahillerimize gelmeyecektir.
Fakat bu konularda çalışacak insanlar desteklenmemekte ve her yıl yüzlerce biyolog diğer pek çok meslekte olduğu gibi yurtdışına çıkmakta ve bir daha dönmemekte. Yukarda bahsettiğim konularda eğitim almış yüzlerce insan ülkemize değil başka ülkelere hizmet etmekte.
Biyologların en büyük sorunu mesleki itibar ve diğer sorunlarının çözümü noktasında bir meslek odalarının olmayışıdır. Bu itibarla BİYOLOGLAR BİRLİĞİ DERNEĞİ’ mizin hazırladığı oda yasa tasarısı bir an önce meclis gündemine gelmelidir.
Küresel ısınma ve su kaynakları ile ilgili bir birim her il veya en azından her bölgede oluşturulmalıdır. Gelecekte su savaşları olacağı kesinleşmişken hala sularımızın kimyasal ve biyolojik kirlenmeyle çevre ekolojisi üzerindeki etkileri kontrol edilmemektedir.
TUS sınavına girme hakkı olan meslektaşlarımız TABABET TÜZÜĞÜ’ne rağmen kanunsuzca üniversite hastanelerine alınmamaktadır. Bu derhal düzeltilmelidir.
Devletin farklı kurumları için meslek tanımları tekrar yapılmalı ve böylece insanların eğitim, bilgi ve yeteneklerine göre çalışması sağlanmalıdır.
GENEL BŞK.






