2547 sayılı YÖK Kanunu’nun öğretim üyelerinin çalışma esaslarını düzenleyen 36. maddesi, “Tam Gün Yasası” olarak bilinen kanun’un 3. maddesiyle tümüyle değiştirilmiş, aynı kanunun 20. maddesi gereğince 30 Ocak 2011 tarihinde yürürlüğe girmesi kararlaştırılmıştır. Ancak, Anayasa Mahkemesi bu maddenin;
a-İkinci fıkrasının birinci tümcesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,
b-İkinci fıkrasının ikinci tümcesi ile birinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE karar vermiştir.
İptal kararının ardından, başka konularda oldukça sert tartışmalar yaşansa bile, ilk günden itibaren 2547 sayılı yasaya tabi öğretim üyesi hekimlerin mesleklerini serbestçe icra edebilecekleri konusunda, başta Sağlık Bakanı olmak üzere, herkesin aynı fikirde olduğu görülmüştür. Yayınlanacak olan gerekçeli karardan sonra sürpriz bir durumun ortaya çıkmayacağını varsayarak öğretim elemanlarının mesleklerini serbestçe icra etmeleri bağlamında ortaya çıkan yeni durumu şu şekilde değerlendirebiliriz:
1. 2547 sayılı YÖK Kanunu’nun 3. Maddesinde öğretim elemanları; yüksek öğretim kurumlarında görevli öğretim üyeleri, öğretim görevlileri, okutmanlar ile öğretim yardımcıları olarak tarif edilmiştir. Aynı maddeye göre öğretim üyesi; yüksek öğretim kurumlarında görevli profesör, doçent ve yardımcı doçentlerdir.
2. Yeni
36.ncı maddeye göre; öğretim elemanları üniversitede devamlı statüde görev yapacak, mesailerini tamamladıktan sonra mesleklerini serbestçe icra etme imkânına sahip olacaklardır. Hekimler açısından bakıldığında, bugüne kadar bu hakkın hiç tanınmadığı, tıp fakültelerindeki yardımcı doçentler de buna dâhildir. Bu durum, bu hekimlerin kendilerini bugüne kadar klinik ve akademik çalışmalara hasrettikleri ve ağır bir iş yükünü omuzladıkları dikkate alındığında önemli sorunlara yol açabilecek yeni bir durumdur.
3. Öte yandan, bugüne kadar tercih etmediği veya bu hakka sahip olmadığı için muayenehane açmamış olan öğretim üyesi hekimler, sayılarının 3600 olduğu söylenen 657’ye tabi hekimlerin muayenehanelerini kapatmak zorunda kalacakları bir dönemde ortamı, muayenehanecilik yapma açısından, çok cazip bulacaklardır. Anayasal olduğu tescil edilmiş bu hakkın, yeni yasal düzenlemelerle kısıtlanması artık mümkün değildir.
4. İdare, bugüne kadar savunduğu ancak üniversite alanında önemli bir gedik veren tam gün felsefesini ancak başka düzenlemeler yaparak sürdürebilir ve bu “olumsuzluğu” hastalara hissettirmemeye çalışabilir. Bunlardan en etkilisi, şüphesiz ki, mesleğini serbestçe icra edeceklerle etmeyecek olanları birbirinden ayıracak ciddi bir ücret politikası yürütmek olacaktır.
5. Bu politikanın yasa yürürlüğe girmeden önce ilan edilmesi gereklidir. İdare, bunu yaparken bugüne kadar olduğundan daha gerçekçi ve daha cömert davranmaya özen göstermek zorunda kalabilir. Aksi takdirde, Sağlık Bakanı’nın “en azından üniversite içerisinde artık bitti” diyerek teselli bulmaya çalıştığı muayenehanecilik konusu, üniversite dışında hızla ve yaygın bir şekilde yaşanmaya başlanabilir.
Doç.Dr.S.G. medimagazin